n-olamaz's profileHorozum PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    N

    N


     

    flotie_3.gif picture by lenda_2007 MySpace Graphics  flotie_3.gif picture by lenda_2007

     Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

     

    n


     

     

     

     
     

       

       
    img375/3997/angels36jr2.gif

    Image Hosted by ImageShack.us 

     

    www.space.ogretmeni.com 

    www.space.ogretmeni.com 

    Acı bir hayat.

     

    Bir tek senin aşkın mı aşk?
    Sen misin sevda yanığı kaçak
    Ben seni sevdim seveli yandım
    Yandım,yandım sende söndüm

    Hayat bana bir dargın bir barışık
    Her günüm senle karma karışık
    Çakmak, çakmak gözlerinde ışık
    Senin sevdan bende, barut fişek

    Ulaşılmayı beklerken ayrılık
    İkimizin kaderi olsa gerek
    Bana ayrılık yazan felek
    Sensizliğini bana giydirecek

    Yapma be sevdam ağlama artık
    Bu kader senin değil benimdir
    Sana gelen bu ayrılık, firak
    Bende oluyor acı bir hayat
     

     

    img375/3997/angels36jr2.gif

    www.space.ogretmeni.com 

     

    www.space.ogretmeni.com  

       

     

     
     
     
     
     

     

     
     

       

    img375/3997/angels36jr2.gifImage Hosted by ImageShack.us  Image Hosted by ImageShack.us

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Seni Aşksız Bırakmam

     

    Seninle tattım ben her mutluluğu

    Bırakıp gidersen bil ki yaşayamam

    Ömrümden canımdan ne istersen al

    Gülü susuz seni aşksız bırakmam

     

    Üşüdüm diyorsan güneş olurum

    Yanarım sevginden ateş olurum

    Dolarım havaya nefes olurum

    Gülü susuz seni aşksız bırakmam

     

    Gönlümdeki derdi siler atarım

    Ümit pınarından coşar akarım

    Kış göstermem sana ben hep baharım

    Gülü susuz seni aşksız bırakmam

     

     

      

                  

    www.space.ogretmeni.com

     

      

     
     

    n

    <P><BR>&nbsp;
    <BLOCKQUOTE>
    <DIV>
    <DIV style="VISIBILITY: visible"><SPAN style="DISPLAY: none">&nbsp;</SPAN><SPAN style="DISPLAY: none">&nbsp;</SPAN><SPAN style="DISPLAY: none">&nbsp;</SPAN><SPAN style="DISPLAY: none">&nbsp;</SPAN><EMBED style="WIDTH: 436px; HEIGHT: 365px" pluginspage=http://www.macromedia.com/go/getflashplayer align=middle src=http://flash.picturetrail.com/pflicks/2/acrobat_cube.swf width=436 height=365 type=application/x-shockwave-flash allownetworking="internal" allowscriptaccess="never" quality="high" flashvars="ql=2&amp;src1=http://pic70.picturetrail.com/VOL1892/9635710/flicks/1/2165838&amp;src2=http://widgetize.picturetrail.com/flicks/2165838" wmode="opaque">
    <P style="MARGIN-TOP: 10px; HEIGHT: 24px"><A href="http://www.picturetrail.com/misc/counter.fcgi?link=/photoFlick/samples/pflicks.shtml&amp;cID=924"></A><A href="&nbsp;http://www.picturetrail.com/misc/counter.fcgi?link=/photoFlick/samples/pflicks.shtml&amp;cID=925"></A>&nbsp;</P></DIV></DIV></BLOCKQUOTE>

    n

       

     flotie_3.gif picture by lenda_2007flotie_3.gif picture by lenda_2007flotie_3.gif picture by lenda_2007flotie_3.gif picture by lenda_2007flotie_3.gif picture by lenda_2007flotie_3.gif picture by lenda_2007

    Sen Olmadıkça


    Bu sonbahar kahrediyor beni.
    Kahrediyor sensizliğin beni.
    Yağmuruda sevmiyorum artık,
    Ben yalnızlığa adamışım kendimi.

    Oysa seninle bu eylülde,
    Yağan yağmurları çok severdik.
    Sonra ellerini arardı ellerim,
    Güzel umutlar düşlerdik.

    Şimdi yağan yağmurlar umutsuz,
    Ellerim mutsuz ellerini tutmadıkça,
    Şimdi ben yalnızlığa adadım kendimi.
    Sen olmadıkça...Horozuma

      

     

    Şirrlerimi okumak isterseniz sayfalara bakın

    teşekkürler sevgilerimle.

    http://n-olamaz.tr.gg/Ana-Sayfa.htm http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/ 

     


     

     

    Horozum

    .

     

    aglmk2pp5xd5dz5umof9oo0kj2

    .

     

    Bedenin orda biliyorum Ya yüreğin ? KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA
     

    Sıkı Tut Yüreğini


    Düşmek; bazen bir daha kalkamamaktır.

    Bazende, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmamaktır ruh için.Elbet beden düşecek toprağa tıpkı bir yaprak gibi.

    Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur.
    Ya düşen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?

    Yaşamın pırıltılarında esir ettiğimiz sımsıkı tutamadığımız yüreğim ne olur,ah yürekler ne olur?

    Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere,birşeylerin ucunda olsa... Sımsıkı tut yüreğini ki tutundum diyebildiğin birşeyin olsun. Her insanın en çok aşina olduğu kadar bir o kadar uzak olduğu menzil değilmidir yüreğimiz ?

    Ne kadar ara verirse versin insan. birşeye ara vermemeli yüreğine onu hep sıkıca tutmalı ve tutunacak bir yer bir liman aradığında içinde bulmalı onu,
    coşturmalı değil mi çağlayanları?
    Açtırmalı tüm lalelezarları yüreğinde.
    Sıkı tut yüreğini hem de sımkısı kaçmasın .

    Niye sıkılıyoruz ki ?
    Neden hezeyanlar neden yüreğimizde med-cezirler ?
    Galiba tutamıyoruz/tutunamıyoruz, hiç bitmiyor yürek fırtınasıda ondan.
    Ne ümitler saklıyorum içimde ve de son nefese kadar saklayacağım ben.

    Ümit o ki; hiçbir çile ve zorluk ruhu yıpratmasın, yolundan alıkoymasın.

    Bedenimiz elbet eskir, pörsür. ya ümitlerimiz hayallerimiz ve tabi ki sıkı sıkı sardığımız, sarıldığımız yüreğimiz?

    Sıkı tut yüreğini;
    Çık onunla çimenler üzerine.
    Katıl sende hayallerindeki mavi turlara
    Savaş Don-Kişotlar gibi yeldeğirmenleriyle
    Dal seyrine sevgilinin gözlerinde maviyle tüllenen enginlere...
    Koş işte yüreğinle tut ellerinden, yürüt onu çocuklar gibi...
    Seherlerle uyan, yalvar Allah``a en güzel esmalarla ve içten dualarla.
    ilahi mesajlarla açılsın kalp barajların.
    Potansiyele dönüşsün içindeki tutkuların, arzuların...
    Dostlarla ol,dost ol herkese ve herşeye. Sevgiliyle ve en sevgiliyle muhabbetler et. Yüreğinin çare-i yeganesine hem dem ol.
    Mideni düşündüğün kadar onu da düşün, besle büyüt en lahuti manalarla.

    Yorgunluk ,dermansızlık belirir çok zaman.Düşünemez insan, farkedemez neyi kaybettiğini ve kaybederken neleri yitirdiğini...

    Ruhu sıkı tutmalı ki, düşmesin!
    Mühim olan o çünkü...
    Ve bir papatyanın düşen yaprakları sana ;
    düştüm,düşmedim der gibi :
    Ben seni tutuyorum düşmeyesin diye, sönmez ümitler dolduruyorum içine…
    Pörsümez sevinçler, dipdiri hayallerle...

    Nede olsa benim yüreğimsin yine de söküp atamam seni!
    Sıkıca tutarım düşürmem seni bir daha söz...
    Biliyorsun ben sensiz asla yapamam.

    Sımsıkı tut yüreğini ki; düŞmesin !

    Ve sımsıkı sar ki onu; fazla üşümesin...
    Turgay Şeren
                     
    Bendesin evet ama Nerdesin? KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA

    ,


     

      10fh8zw7ug1

     

                     Nermin'im

              Nideyim düştü gönlüm

                 Elimden uçtu gönlüm

                 Ruyuna kapıldı

                 Mahsun oldu bu gönlüm

                 İçimde vardır yare

                 Nidem kar etmez çare

                 İnan olki sevgilim

                 Muhtacım bir gül zare...

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

                                 

    Şiirlerim

     

     
     

    Bendesin Evet Ama Nerdesin

    Sen hala anılarımın beyaz sayfası,
    Hazan baharlarında yağmurum,
    Akşam kızıllığında,yorgun gölgemsin,
    Biliyormusun?
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    Rüzgarda yaprağım,geceleri yıldızım,
    Ağustos akşamlarında,çırçır böceğim,
    Kış ayazında,yazdan kalan güneşimsin.
    Biliyormusun?
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    Her günün sonunda özlediğim,
    Kalbimde açan kır çiçeğim,
    Bulutlardaki saklı düşlerimsin,
    Biliyormusun?
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    Ne kadar gerçeksen,o kadar yalandın,
    Sen benim herşeyim olmuşken,
    Ben biz oldum,sen benim hiç olmadın.
    Biliyormusun?
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    Sen kalbime giren bir kurşunsun.
    Ya ebediyen,orda kalacaksın,
    Yada,çıkacak olursan,canımı alacaksın.
    Biliyormusun?
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    Buğulu camın arkasındaki yaşamım,
    Sen sağanakla gelen sabahlarda,
    Eski,çok eski bir ezginin adısın,
    Biliyormusun?
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    Her mevsim dualarım sana gözbebeğim.
    Ölsem de vazgeçmem,sensin tek dileğim.
    Bedenin orda biliyorum,ya yüreğin?

    Biliyormusun?                 KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA
    Bendesin,evet ama nerdesin?

    BARONUM
    NERMİN AYDIN

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

       

    Kırmızı Kar


    Hep kaybettikten sonra anlariz ya bazı şeylerin kiymetini,belki bu seferde böyle olacak, belki geleceksin bana şaşırtacaksin beni.

    Sen ulaşılmazımsın benim biliyorum,hiç bir zaman ulaşamadığım. Senden seni istemenin imkansızlığını görür gibiyim.

    Çaresizliğimin en önemli kanıtı bence bu.
    Ama yinede ben kendimi bile bulamamışken,seni bulmaya çalişmanin utancını duymuyorum.

    Ben çok fazlamı iyimserim belki,belkide kendimi kandırıryorum.Kendime söylediğim,her yalanın
    hesabını soruyorum belki.

    Sen tüm bunlara güvenerek ıspatlıyorsun çaresizliğimi susuşunla.Yinede,üzüntülere rağmen güzel.kovalamak seni,kaçmak sensiz zamanlardan.


    Sen tüm bunlara güvenerek ıspatlıyorsun çaresizliğimi susuşunla.Yinede,üzüntülere rağmen güzel.kovalamak seni,kaçmak sensiz zamanlardan.

    Üzüntülerimin,kırgınlığımın,tek sebebi olan sen bile,benim sende bulabildiklerimi anlatmamı bekleme benden.Çünki ben,bulabildiklerimi kaybetmeme çabasındayım bu siralar.Çabalarken üzüntünün bitirdiği
    bu yürek senin sancını yaşiyor.

    Giderek ölümüm oluyorsun,her nefes alışimda,ve ölümdende öte korkuyorum seni kaybetmekten. Korktuğum çaresizliğimdi belkide, belkide,sen benim için,kırmızı kardın,yağmıyan ama sadece hikaye olup anlatılan......MGM ye..

    Nermin Aydın

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/



     

    Sevindinmi?

    Oltaya takılmış balığın zavallılığındayım.
    Ne kadar sıkmışım seni meğer...
    Halbuki hiç böyle düşünmemiştim.
    Kimseye rahatsızlık vermek istemem.
    öylemi yaptım diyorsun?
    öyle olsun can kuşum sende unut.
    Unut herşeyi kalmasın aklında.
    Aklına düşsemde bi delilikti geçti dersin.
    Geçmişe dair hatıralar silinsin
    Ne sevişmelerimiz kalsın aklın da,
    Nede hasret yüklü sözlerimiz.
    Rahat değildin ya rahat ol artık.
    Blirim tanırım seni çok rahatsın.
    Ruhsuzluğuna sığınır rahatlarsın.
    Gülüşlerinide saklama artık,
    Sebebi yok artık tedirginliğin.
    Sakla bana kıyamadığın gülüşlerini,
    Bulup bulup hep kaybettim seni.
    Sevdiremedim sana beni.
    Kabullenemedin görünen gerçeği.
    Gittin demek gittin şimdi;
    Gittin bittim bak sevindinmi

    PANOYA
    NERMİN AYDIN

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

     

     Ağlama

    Ben çalmadım mutluluğu
    Ellerinden inanki
    Zaten uzaklardayım
    Parça parça yüreğim
    Seninde gözlerin
    Gülüşlerini yitirir birazdan
    Oturur bir şarkı söylersin
    Alabildiğine dokunaklı
    O büyük şehir sana meydan okur
    Seni kahreder
    AĞLAMA..........


    Ben çiziyorum
    Gecelerine o garip şekilleri
    Eğer parlak değilse yıldızlar
    Bilki ben ettim
    O sokak lambaları varya
    O sokak lambaları
    Seni aldatıyordur muhakkak
    Oysa eller gülecek yalnızlığına
    İlk fırsatta
    AĞLAMA..........
    Sana hep böyle
    Şiirler yazacağım akşam sabah
    Gelip düşlerine oturacağım inatçı
    Her gece gözlerinden öpeceğim
    Sen bir daha
    Yalnız olacaksın aksine
    Yüreğin burkulacak yüreğin
    AĞLAMA

    .........    

    Nermin Aydın

         http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

          Son Liman

    Bir bütün gece hep seni düşündüm.
    Sensizliği bağrıma basıp,
    Yaşanmamış mevsimler içerisinde,
    Ansızın gözlerin geldi aklıma,
    O gözlerin sarhoş etti beni.
    Tahta masamda meze yoktu.
    Seni öpmek istedim doyasıya.
    Üstelik çok uzaklardan gelmişim,
    Yorgunum bitkinim,
    Sensizim bu gece.
    Ne olursun bütün halatların,
    Hepsini çöz at işte geldim ben,
    Yıldızsız bir gecede sığındığım,
    Son limanımsın sen............

    NERMİN AYDIN.

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/


     

    Sen Olmadıkça

    Bu sonbahar kahrediyor beni.
    Kahrediyor sensizliğin beni.
    Yağmuruda sevmiyorum artık,
    Ben yalnızlığa adamışım kendimi.

    Oysa seninle bu eylülde,
    Yağan yağmurları çok severdik.
    Sonra ellerini arardı ellerim,
    Güzel umutlar düşlerdik.

    Şimdi yağan yağmurlar umutsuz,
    Ellerim mutsuz ellerini tutmadıkça,
    Şimdi ben yalnızlığa adadım kendimi.
    Sen olmadıkça...................

     NERMİN AYDIN

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

     

         ÇOCUKÇA
     

                  Gözlerimde ışık
                    İçimde sevınç
                      Seni beklıyorum
                        Çocuktan farksız

                    Hınç almak istiyorum
                      Rasladığım herşeyden
                         Senden habersiz diye
                            Bütün çocukça

                     Beklemek bitmiyor
                         Bütün gün her dakika 
                             Bekliyorum bekliyeceğim
                                Çocukça........

    Nermin Aydın

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

                                          NERMİN AYDIN 

               Müjde


    Varlığın,kaf dağındaki kar değil ki,erimesin.
    Toprağa düşen son damlada,sen değilsin.
    Utanma sende haykır,haykır ki duyulsun sesin.
    Bırak tüm umutlar sabırla yücelsin.
    Sen her zorluğu yendin,bunu da yenersin.
    Bir yaz ol,bir bahar,belkide müjdecisin?
    İçinde bir sevgi taşı,taşıki yaşıyabilesin...

    Nermin Aydın

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/



     

    Yetti mi?


    Her meydanda bir kazma bir kürek,
    İtiraza kimde varki o yürek,
    Gitti gidiyor kalmayacak diyerek,
    Satıldı gitti herşey yettimi?

    Her gelen heybesini doldurur,
    Fakir fukara hepsin rengin soldurur,
    Bu nasıl iş kimin yüzün güldürür,
    Satılanlar aha size yettimi?

    Hiç kalmamiş dirlik düzen ortada,
    Hep kabadayılar geziyor kolpada,
    Hak hukuk adillik hepsi torbada,
    Gitti gidiyor bütün mallar yettimi?

    Benim dilim durmaz söyler acıyı tatlıyı,
    Sattı gitti o koskoca köprüyü,
    Emine derki kim bilecek haktan korkuyu,
    Sırtımızda donumuz kaldı yettimi?

    Nermin Aydın

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/




     

       Bitmelerin Bana


    Sen benim yüreğimin fidanısın,
    Yıllar sonrası güller açtıran,
    Sana susamışlığımı ne olur anla,
    Bitirdin be gülüm inadınla.
    Ben sana tutukluyum.
    Gel yaşıyalım tüm mevsimleri,
    Bir günde bir saatte,
    Yarışalım zamanla,sonrada,
    Gitmelerin sana kalsın,
    Bitmelerin bana.

    Nermin Aydın

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/


      


         

     

                          

    Hikayeler

     

    Yürekmi Mantıkmı Özgürlük


    Ne zaman mantığimla düşünmeye kalsam,yüreğim o kocaman haliyle dikilir karşıma. Ben hep geçmiş zamanlarda,yüreğimin sesini dinledim.

    Zaten her şey,umut edilmekle başlamadımı? Seni düşünüpte,kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına,sen hep yüreğinle değil,mantığınla düşün derdin,yüreğim aslında sendin.

    Her olasılığı denedim,her olasılığın üzerinde durup,bin defa düşündüm.Seni mantığıma anlatabilmek için.Ya onlar anlatamadı seni,ya sen mantığıma yetmedin.
    Özgürlüğüme sarıldım bende,özgürlüğüme anlatmaya çalıştım seni,özgürlüğüme düşkündüm, aslında,umudumda,özgürlüğümde sendin............
    Nermin Aydın

    Hoş Bir Seda

    Yüreğim ne istediyse. Kime doğru döndüyse ona yöneldim. Şimdi sadece sana koşuyorum. Ansızın çıkagelen bir fırtınaya hazırlıksız yakalanır ya insan, işte öyle bir fırtına bende sevdan....
    Sana koşuyorum ben.....
    Yüreğimdeki heyecanı,vücudumdaki titremeyi,
    küçük dokunuşları sana sakladım.
    Sen beni tanımaz ben seni bilmezdim.
    Çıktın karşıma İşte o gün ben yenıden doğdum.
    Çocuk oldum yeniden.
    Hani bıraksan yemyeşil ovalarada
    şarkı söyleyip koşarım sana.
    Seni tanımanın coşkusunu,
    hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım.
    Seninle yep yeni bir yaşamın başladığını bilincindeydim.
    O yaşamın içinde, vazgeçilmezliğimsin.

    Uzakta bile olsan benimleydin. Her bana gelişinde umudum nefesim oluyordun. Her gelişinde bir öncekinden daha çok heyecanlanıyordum.
    Son dakikalar geçmek bilmiyordu bir türlü.
    Bazen,bir şarkı korkutur insanı. Neler olduğunu anlamadan, bir sevgi selinin içinde bulursun kendini, korkarsın.İşte öyle bir rüyadır bu.

    Yanımda olduğun zaman gözlerimin içi gülüyordu.
    İçimdeki çocuğu susturamıyordum.
    Nasıl bir duygudur bu bilir misin?
    Hayat bana oyun mu oynuyordu yoksa?
    Önce seni çıkardı karşıma, rolleri verdi
    ve sonra oyunu haber vermeden bitiriverdi.
     Seni benden almalı mıydı hayat?
    Böylesine sevmişken seni, daha fazla
    uzatamazmıydı bu oyunu?

    Ama gittin.gözümdeki son parıltıyıda alıp götürdün.
    Gel desem gelmessin bilirim,
    ait olduğun yerde kalmalısın sen.
    Beni düşünme,ben seni sensizde yaşarım,
    yaşarım senden kalan her anıyı,gülüşlerini hatırlarım.Yaşarım yani böyle sana yazarak,biliyormusun? Yinede yazacağım.Bana bıraktığın resimlerinle avunacağım.Biliyorum bundan böyle, seninle fakat sensiz yaşayacağım.

    Dilerim sen mutlu ol.
    Dilerim sebepsiz gülüşlerin olsun.
    Dilerim yaşamında küçük bir karede olsa,
    HOŞ BİR SEDA OLAYIM.
    VE ÖYLE HATIRLANAYIM.
    Nermin Aydın
    http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/

     

                    Korkularımız


     Korkularımız nedir,kimler nasıl  neden korkarlar.
    Uyumlu ilişkileri hazımlama, zararlılara ise uzak durma bağımsızlığımızı,koruma adına, kendimiz için yapılması gerenkenlerdendir,
    Çoğumuz acı ve korku yüzünden sevgiyi yaşamaktan güçlük
    çekmekteyiz.Oluşum ve deneyim arasında, sanki sahip olmadığımız şeyleri reddetmek gibidir tüm korkular.
    Olumsuz duygulardan birisi olan,
    Korku tehlikeden uzaklaşmak,dikkatli olmak.
    Üzüntüler kaybedilen fırsatların anımsanması. Öfkeler ise
    tehtidlerle yüzleşmemiz gerekliliğidir.Öfke aynı zamanda bi sorunun çözümünde güçlü olduğumuzun hissini duymamızı sağlar.Hangi insan vardırki belli bir yaştan sonra yaşı sorulduğunda rahatsızlık hissetmez, buda yaşlanma korkusunun acık bir ifadesidir.
    Sevgi kazanmak yalnızlığı,sona erdirmek uğruna başkalarına boyun eğeriz.
    Sevdiğimizi kaybetme korkusundan sevmenin her zaman evet demek olduğunu düşünür bunu yapma diyemeyiz.Kötülüklere hayır diyememek en büyük zayıflığımız olarak içimizde filizlenmektedir.
    Hayır diyememekte bir suçluluk korkusu değilmidir.
    Bazı şeyler canımızı yakar ama zarar vermez herşeyde bir hayır
    vardır sözünü hatırlıyarak yanlış seçimlerimizi çok iyi değerlendirelim.
    Korkusuz günlere.
    Nermin Aydın

    Beni Duyarmısın


    Her yangın önce başladığı yeri yakar derler, çokta iyi ederler.
    Hep yarınlara dönük yaşamadıkmı?Üstelikte bugüne hiç birşey bırakmadan.Geçmiş tarihli günler, hayallerimizi, umutlarımızı hep boşa çıkarmadımı?
    Geçmişteki kalabalık,ama yalnız günlerimizde, sevinçlerimizde, hüzünlerimizde,eksik kalmadıkmı?Fırtınadan önce duyulan sessiz huzura saldık tüm duygularımızı,kırac topraklara dönmüş yüreğimizin, dilinden hiç anlamadık.O yürek belki çok umut şarkıları söyledi ama duymadık.
    Büyütürken yüreğimizi, kaybolup giden umutlarımıza çare olamadık. Başkalarına küçük, kendimize büyük gelen yüreğimize,teslim olmayı güçsüzlük,gururu zafer saymayı öğrettik.
    Belkide hayat oyunu oynamak işimize geldi, belkide gerekliydi,böyle yaşamak,boşa vakit öldürmek,daha iyiyi,dolu zaman olasılığını,hiç hesaplamadık. Zora gereksimimizi,kolaya tercih ederek, yaşadık.
    Seneler bedenimizden hep bip parça alarak geçip giderken,hersene daha bi yaralanıyor, boşa geçen bunca zamana ödün vererek,yaralarımızın kapanmasına izin vermek için merhem aramıyorduk. Zaman herşeyin ilacıdır söylentisinin sihirli kollarında her yüreğe merhem olur umuduyla sarıldık.
    Ey yüreğim sana yaralı bir sesle sesleniyorum, beni duyarmısın?
    Kendini geçmişin yaralarından arındırırmısın?
    Benim gözlerim tiryakısı olduğum kahvenin tadında,karanlığından kurtulup,ışıkların en parıltılısını dolaştırımısın damarlarında?
    Gül artık yüreğim,gül bir çoçuk kalbinin saflığında.
    Ben sana kaldım artık,bak yaşattığın çocuk ağlamak istemiyor artık.
    Nermin Aydın

    Bir Türlü Çözemediğim


    Bilmeliydim ben seninle olmak için her türlü olumsuzluluğu yenmeye çalışırken senin o umursamaz halinden sevgisizliğini anlamalıydım.
    Kendine iyi bak derken,kelebek ömrümde ben ırmaklar gibiydim,denize dökülmek için acele eden, seni azda olsa görebilmek umuduyla yollara düşen beni hiç özlememenden,görmek istememenden bilmeliydim.

    Bilmeliydim ben üzüldüğümde kılının kıpırdamamasından, sadece işin düştüğünde aramandan.Bilmeliydim istediğimde yanımda olmamandan.Sadece senden tamamiyle kopmamam için önüme bir parça yem atmandan bilmeliydim.

    Aslında,bu zamana kadar hiç eğilmedim kimseye,sana olduğu kadar hiç eksik kalmadım. Halbuki özgürlüğümü kimseye çiğnetmemiştim,hesap alan ama vermeyen asi ruhum nasılda değişmişti?Nasıl da dönüvermişti hayatın çarkı yüzseksen derece? Belkide çok büyük konuşmalarımın cezasıydın sen kimsenin zincir vuramayacaği bir kapı zennetmelerini kendimi.

    İstedim sorgulamanı,istedim hesap vermeyi ilk defa,sevdim karşında titremeyi,ama sen ne sordun,nede sorguladın çünki,çok kolay kazanılabilecek bir zaferdim senin için, uğraştırmadan kazanılan.Rahattın, biliyordun iyi insan olduğumu,bütün ömrünce hiç tanımadığın,hiç tanıyamayacağın kadar dürüst ve samimi olduğumu. Biliyordun sana taptığımı, rahattın sana hayırlarımı dile getiremiyeceğimi,biliyordun karşında susmalarımı,sen git deyince giden,gel deyince geliveren beni biliyordun.

    Sorgulamadım bu kadar umursamazlığında, sevgisizliğınde seni.Ama hep merak ettim,bana bakan gözlerinin,beni nasıl gördüğünü,benim için ne düşündüğünü,yüreğindeki beni,bilmek istedim acaba birazcıkta olsa sevdimi? Bir noktada olsa,yüreğinde iz bırakabildimmi?Ama sen beni sevdiğini hiç bir zaman söylemedinki.Yinede sevdim seni,görünce çocuklaşmalarımı sevdim, ulaşılmazlığını sevdim ben,imkansızı sevdim ve bütün bunlara karşılık,seni nasıl sevebildiğimi.

    Şimdi senden uzak gecen bu kış günlerinde, yüreğimdesin ama hayallerimi süslemeyensin, tiryakisi olduğum bedeninin,eksiliğini duymıyacağım yüreğimde,acaılardan hissetmeyen, duymayan biri olup çıkıvereceğim karşına ama sen bilemiyeceksin. Ben seni değilde bendeki seni sevmişliğimi,o bendeki senle sen olmuş ruhsuz olmuş,sen gibi imkansızla bütünleştiğimi.

    Şimdi korkuyorum aynalara bakmaktan,içimdeki seni görürüm diye,bir şarkıda seni hatırlamaktan korkuyorum,özgürlüğümü gerimi alıyorum senden? Yada özgürce yaşamalarımın arayışlarındamıyım? Akmaktamıyım coşkun çağlayanlar gibi başka yerlere? Denizlere,bilmiyorum.Bildiğim seni sensizliğe tercih ettiğim, bildiğim rüyalarımı artık lahit mezarlara gömdüğüm,bildiğim gözlerindeki beni artık görmek istemediğim Birde ben kalıyorum geriye bir türlü çözemediğim...
    Nermin Aydın

    .Hikayeler


     

     

     

     

     

     

    Bir Türlü Çözemediğim


    Bilmeliydim ben seninle olmak için her türlü olumsuzluluğu yenmeye çalışırken senin o umursamaz halinden sevgisizliğini anlamalıydım.
    Kendine iyi bak derken, kelebek ömrümde ben ırmaklar gibiydim, denize dökülmek için acele eden, seni azda olsa görebilmek umuduyla yollara düşen beni hiç özlememenden, görmek istememenden bilmeliydim.

    Bilmeliydim ben üzüldüğümde kılının kıpırdamamasından, sadece işin düştüğünde aramandan. Bilmeliydim istediğimde yanımda olmamandan. Sadece senden tamamiyle kopmamam için önüme bir parça yem atmandan bilmeliydim.

    Aslında, bu zamana kadar hiç eğilmedim kimseye, sana olduğu kadar hiç eksik kalmadım. Halbuki özgürlüğümü kimseye çiğnetmemiştim, hesap alan ama vermeyen asi ruhum nasılda değişmişti? Nasıl da dönüvermişti hayatın çarkı yüzseksen derece? Belkide çok büyük konuşmalarımın cezasıydın sen kimsenin zincir vuramayacaği bir kapı zennetmelerini kendimi. 

    İstedim sorgulamanı, istedim hesap vermeyi ilk defa, sevdim karşında titremeyi, ama sen ne sordun, nede sorguladın çünki, çok kolay kazanılabilecek bir zaferdim senin için, uğraştırmadan kazanılan. Rahattın, biliyordun iyi insan olduğumu,bütün ömrünce hiç tanımadığın, hiç tanıyamayacağın kadar dürüst ve samimi olduğumu. Biliyordun sana taptığımı, rahattın sana hayırlarımı dile getiremiyeceğimi, biliyordun karşında susmalarımı, sen git deyince giden, gel deyince geliveren beni biliyordun.

    Sorgulamadım bu kadar umursamazlığında, sevgisizliğınde seni. Ama hep merak ettim,bana bakan gözlerinin, beni nasıl gördüğünü,benim için ne düşündüğünü, yüreğindeki beni, bilmek istedim acaba birazcıkta olsa sevdi mi? Bir noktada olsa, yüreğinde iz bırakabildim mi? Ama sen beni sevdiğini hiç bir zaman söylemedin ki. Yine de sevdim seni, görünce çocuklaşmalarımı sevdim, ulaşılmazlığını sevdim ben, imkansızı sevdim ve bütün bunlara karşılık, seni nasıl sevebildiğimi.

    Şimdi senden uzak gecen bu kış günlerinde, yüreğimdesin ama hayallerimi süslemeyensin, tiryakisi olduğum bedeninin, eksiliğini duymıyacağım yüreğimde, acaılardan hissetmeyen, duymayan biri olup çıkıvereceğim karşına ama sen bilemiyeceksin. Ben seni değilde bendeki seni sevmişliğimi, o bendeki senle sen olmuş ruhsuz olmuş, sen gibi imkansızla bütünleştiğimi.

    Şimdi korkuyorum aynalara bakmaktan, içimdeki seni görürüm diye, bir şarkıda seni hatırlamaktan korkuyorum, özgürlüğümü gerimi alıyorum senden? Ya da özgürce yaşamalarımın arayışlarında mıyım? Akmaktamıyım coşkun çağlayanlar gibi başka yerlere? Denizlere, bilmiyorum. Bildiğim seni sensizliğe tercih ettiğim, bildiğim rüyalarımı artık lahit mezarlara gömdüğüm, bildiğim gözlerindeki beni artık görmek istemediğim. Birde ben kalıyorum geriye bir türlü çözemediğim...

      

     

    Şirrlerimi okumak isterseniz sayfalara bakın

    teşekkürler sevgilerimle.

    http://n-olamaz.tr.gg/Ana-Sayfa.htm http://www.hikayeler.net/yazarlar/nermin-aydin/ 

     

     

    Umutlarım

      Image Hosted by ImageShack.us
       Engin denizlerin ortasında kalmış, dalgalarla boğuşan bir kazazede gibi ufuğu arıyor gözlerim. Düşen her mailde biraz daha ufuğa yaklaştığımı hissediyorum. Kara gözüktü sevinciyle daha fazla artıyor direncim, daha hızlı yol almak için daha büyük ve kuvvetli atıyorum kulaçlarımı. Islandığım soğuk sulardan bir an önce kurtulmak, karaya ayak basmak, gökyüzünde ışıldayan güneşin sıcaklığında ısınmak için.  Bir direnç gösterisi oluyor hayatın içinde her olumsuzluğa rağmen duruşlarım. İşlerin yoğunluğu altında ezilmek üzreyken hak edip kazandığım paralarla yaşayacak olduğum güzellikleri korunak yapıyorum kendime. Gidemediğim, gösterimini kaçırdığım filmlerin, oyunların, arkadaşlarımla gezip tozamadığım, eğlenemediğim zamanların hüznüne koştururken bir yandan, birkaç satır okurken, yazarken keşfettiğim mutluluğun hazzıyla yudumlayıp özümsüyorum zamanları. Özlem sahne aldığında küçük hayat sahnemde başrol oyuncusunu değiştiriyorum hemen; oyunu birlikte yaşayabilecek olduğumuz güzel anları düşlemeye başlıyorum. Ve perde diyorum özlemlere inat her sabah güne başlarken aynadaki ışıl ışıl ışıldayan yüzümle.  Aklıma düşüyor oysa uzaklıklar, mesafeler; her açıdan. İçimde parıldayan güneşin üzerine doğru yürüyor dokunamamanın vermiş olduğu eziklikle elele tutuşup görememek, konuşamamak. Koca bir karaltı olup aydınlığı karanlığa çevirmek için can atıyor, nefes alıyor umutsuzluk. An geliyor öyle bir nefes çekişi oluyor, boğazındaki hırıltı güneşin sıcaklığını unutturup bir yandan diğer yana savuran keskin, sert ve amaçsız rüzgarların sesi olup soğukluğunu hissettiriyor. Titrek, ürkek bir halde adım atarken, attığım her adımda önce bastığım zemini yokluyor, batmamak, kalmamak için dua ediyorum. İçimi kasıp kavuran fırtınalara inat küçükte olsa bir ateş yakıyorum sevda, aşk, umut adında. Dünyamın üzerine düşen karanlıklara inat, ışık saçıp aydınlık tutmaya çalışıyorum günümü.  Düşlüyorum bazen masa başında kendimi, elimde sigara, yüzümde buruk bir mutluluk ve içimde tarifi imkansız bir sevinç. Heyecanım akreple yelkovan koşturdukça artarken, endişeye mahal vermeden rüzgarda savrulup kaybolan sigara dumanlarını anımsıyorum, ve heyecana, umuda aydınlık bir düş bırakmaya çalışıyorum. Yeni yeşermeye başlamış bir yaprağın canlılığında, bir bebeğin sahip olduğu tenin pürüzsüzlüğünde ve sıcaktan eriyen bir kar tanesinin yumuşaklığında bir tende can bulacağım diyorum az sonra. Ve az sonra gözlerine bakıp okuyacağım diyorum koca bir kitabı çok kısa bir zamanda. Anları, dakikaları, saatleri, günleri, haftaları, ayları hatta yılları bir seferde sindireceğim içime. Ezberleyeceğim, tekrar tekrar okudukça hatırlayacağım bir hayatı.  Sıyrılıp düşlerin tatlı dokunuşlarından açtığımda gözlerimi, gerçek zamanla yüz yüze buluyorum kendimi. Soru işaretlerine asılmış, birinden bir diğerine uzanıp tutunarak yürüyor gibi oluyorum hayatın içinde. Olmak zorunda mı soru işaretleri? Kalkmalı mı? Hayat soru işaretlerine asılı mı devam etmeli? Ya da bir nokta koymalı mı günün birinde bir soru işaretinin karşılığı olan bir hayata? Hep bu değil mi aslında peşinden sürüklenilen? Noktalama işaretlerinin kurbanı mı yoksa her hayat? Bu cümlenin peşinden net ve öz bir kaç kelimeyi sıralayıp sonuna nokta koymayı ne kadar da isterdim oysa. Bilememenin soru işaretleri arasında bir güne daha nokta koyabiliyorum ancak. Her gün hayatın onca içinde, onca derininde bulunup neticelenmeyi bekleyen düşüncelerin arasında en net olanı üç harfle yazabilirim buraya sadece. Ya da istersen kulağına fısıldayabilirim.  Saklamıyorum artık ne güne ne geceye. Özgür bırakıyorum içimdeki azgın suları; nasıl olsa yatağını bulur ve akacağı gölete ya da denize doğru akar, akar, akar... Ve doldurur nasıl olsa birgün o göleti. An gelir kurşuni renge bürünüp doğaya kızgınlığını renk ve gürültülü bir şekilde çıkaran gökyüzünden dökülen yağmur tanelerini de katar içine. Azgınlaşır o yağmurlarla bulanıklaşır, kıyısındaki toprakların bir kısmını da katar önüne. An gelir öyle saf, öyle duru ve öyle sakin akar ki baktığında derinliği, gözüken dibi alır götürür seni eşi bulunmaz güzelliklere. Ve kaçınılmaz sonda ya gün gelir kuraklığa feda olur, ya da yaşamanın son anına kadar göletin azmış susuzluğuna derman olur.  Bitmeyecek kelimeler gibi gelir ardına bakıpta nasıl geçtiğini anlamadığın günler. Boynu bükük bir yaşam heveslisi olmaktansa başı dik, hayatın doyumuna varmış, tüm duyguların tadına bakmış ve yaşayamadıklarını ahlar vahlarla hatırlamayan biri olmalı hayatta. ve anların tadı doyasıya çıkmalı. Sevdayı boyamalı kalbe hayata, sevgiliye duyulan... Kazımalı hiç unutulmamacasına. Silinmiş, tüketilmiş ve kaybedilmiş olsa da hangi hayat, can unutulur ki? Hele bir de isteyerek adanmışsa...  Bilmiyorum, belki de abla demeliyim sana. Pek ağzıma yakıştırdığımı söyleyemem bu zamana kadar alıştığım hitap tarzından dolayı. Ama bazen bazı noktalarda, sınırlarda durmayı becermek gerekir. Haddi aşmamak lazım. Zorlayacağım kendimi. Eğer kaçarsa günün birinde ağzımdan eskisi gibi, alışkanlıktandır bilmeni isterim.  Ne anlatmak istedim ya da ne yazdım..? Kelimeler dizili verdi işte. tutmak istemedim. Bir anlam içeriyor mu, ya da amaçsızca karalanmış satırlar mı bilmem, göreceğiz.  İnsanı hayata tutunduran umutlarıdır, gerçekleştirebileceği hayallerinin peşinden koşmaktır diye söylemiştim sanırım daha önce. Kısmet, nasip. İstanbul'un tadı daha bir başka olacaktır karşılıklı anlatıp kahveleri yudumlarken. Ya da senin de o küçük ama kalabalık şehirde olduğunu bilerek ve her an karşı karşıya gelebilme düşüncesiyle heyecanla atılacak titrek adımlarla. Eh gerçekleşebilecek bir hayal diyorum.  Hayatın, sorumlulukların yorduğu seni bir de bu satırlar yoracak mı acaba? :)) Umarım fazla yormam seni. Nedense ben böyle yazdıkça daha bir dinç ve güçlü hissediyorum kendimi. bazen yüzyüze baktığında söyleyemeyeceklerini söylemeye cesaret buluyor insan önündeki bembeyaz sayfayı görünce. Ve bir ad yazmak istiyor en başına sayfanın. Bir kelime senden, bir kelime benden doldurup o satırları altına beraber imza atmak istiyor.  Eh, insanoğlunun mayasında var istemek. Azla yetinmeyi bilmeyen insanoğlunun... Sağlıcakla... Mutlu kal...
    Image Hosted by ImageShack.us

                             Kaç(a)mamak


    Bazen bilirsiniz geri dönemeyeceğinizi; daha o ilk anda derinden gelen bir ezginin sesini duyarsınız… Cılız bir ses fısıldar kulağınıza, ‘kaç’ der, ‘şimdi kaç, yoksa bir daha kurtulamayacaksın!’.

    Ama yakalanmışsınızdır bir defa, kurtulamazsınız; içerdeki sesin hükmünü bile o zaman dışarıdan gelen bir başka sesin hakimiyeti sarar, ruhunuzun topraklarını…

    Bazen geri dönemezsiniz… Kalakalırsınız durmamanız gereken o yerde; aşkla, hasretle, inançla, arzuyla ya da nefretle; intikam ya da onaylanmayacak olan bir dokunuş uğruna… İçinizde hep o söyleyemediğiniz, dilinizden dökülemeyen birkaç kelime dolanır durur. Dudaklarınızdan kurtulduğunda bir kapı açılacağına inanır, yaşanmazlıklara hüküm giymiş yaşayamadıklarınızın
    özgür kalacağına inanırsınız.

    Bir harf eksik kalmıştır, adam asmaca oyununda darağacında sallanan sizsinizdir. Ayaklarınız yaşamayı umduklarınızdan değil, yaşayamadıklarınızdan dolayı yerden kesilmiştir. Bulutların üzerindesinizdir, ruhunuz her yerdedir; kalbiniz ise bir
    yerde… Toprağa gömmüşsünüzdür kalbinizi. Alev alev yangınınızı kapatmıştır toprak, küllendirmiştir, dumanını da göstermez.

    Birlikte yürümeye adamışsınızdır ya kendinizi, refakatçiniz götürecektir sizi mutluluğa. Güvenmişsiniz, inanmışsınız, sözünü namus saymışsınız. Gözü kapalı takılmışsınız peşine. Kırılgan bir zeminde o hep ayakta kalabileceği, yürümeye devam edebileceği yerlere adım atarken, siz kaygan, kırılgan zeminde içinizde sevgi, yüzünüzde endişeyle ilerlemeye çalışırsınız. Ve siz bu yolculuktan bile aslında zevk alırsınız. El ele olduğunuz için.

    Hep kalanlar acı izler değildir ya… Bazen yaşanmış güzel bir günün de izini silmek ister mi insan acaba? Hatırlamamak için… Anımsayıp içini parçalarken gözü dolmasın, yanaklarından yaşlar süzülmemesi için… O günün, o anın tekrar yaşanamayacağını bilip, bilip anımsamamak için, o izi silmek için ne gerekir? Bir sigara, alkol, kadın… Ne?

    Bazen bilirdik kaçmamız, kurtulmamız gerektiğini… Kalakalırdık aşkla ve bir daha kurtulamazdık ‘sonsuza kadar’ kalıbıyla süslenmiş bir umutla… 
      
    Image Hosted by ImageShack.us

    Sen De Gitme

    Gözlerindeki heyecanın ışığı, hayatındaki o karmaşık renkler, bir türlü aşmayı 
    beceremediğim, içindeki o tepeye çıkıp, zirvede, içinde, sende özgürlüğümü ilan etmemi sağlayacak sancağı dikemediğim bulutlara değen tepeler, kapıldığıum, sürüklendiğim içindeki o azgın dereler… Hepsi de sen, hepsi de sen kadar güzel. Ve ben, senin bu tropik güzelliğinin yoğun baskısı altındayım. Tüm ruhumla, bu cennet ülkenin beni kabul etmesi için Allah’a bile yalvardım. İstemedin, beni kabul etmedin! Diğer cennet ülkelerden nasıl da farklı gelmiştin… Sen de mi diğer cenet ülkeler gibi yanılsamadan ibaretsin yoksa?

    Bu yaşımda öğrendim; aşk acısı insanı çabuk yaşlandırıyor. İşte bir gün daha geçip gitmekte senden bir iz bırakmadan. Mezara bir adım daha yaklaşmakta; sana karşı heyecan duyan bir insan. Sudan çıkan balıklar ölür. Sensiz ne farkım kaldı ki sudan çıkmış bir balıktan?

    Her kadın, çocukluğundan beri bekler; güçlü, her yönden tanınan ve her zaman kale duvarı gibi sarsılmaz bir erkeği. Benim duvarlarım çatlak. Benim kalem yaralı, ağır yaralı. Yazın ölümcül sıcağı, tozları seyahat ettiren keskin rüzgarlarla işbirliği yapar. Ve benim kalemden çürük kokuları yayılır etrafa. Terk edilenlerin, terk edemeyen ruhlarının o ezik kokuları… Boş kalemin surlarının arasında ölemeyen, yarım bırakılmış ruhlar volta atar.

    Kazanımda boş hazlar kaynayacak yine. İçimdeki pütürlü, kurumuş kahverengi yaralar azacak. Bir şeyler hatırladığımda acıyan, dokunduğumda kanayan. Demek, bu yüzden sevgiliye yar deniliyor. Demek, bu yüzden aşk bir uçuruma benzetiliyor. Demek, bu yüzden öldürmeyen her acı, seven insanı diriltiyor. Demek bu yüzden bir parçalanmışlıkmış sevmek; parçaları birleştirecek o ilahi parçaları başka birinin ruhunda arıyoruz biz, bulunca yapıştırıp, böylece unutuyoruz sırlarımızdan gelen yalnızlığı…

    Bu şımarık, bu serseri, bu deli adam kostümünün altına saklanan, seni seven yürek hiç gözüne çarpmadı mı? Kaç bedende aradın sana dokunan cümleleri, kelimeleri? Ve kaç yürekte bulabildin sana duyulan bu sevgiyi? Hangi beden kapında sabahladı, hangi yürek içini ısıtmak için bu kadar can attı? İtmene, kakmana, horlamana, aşağılamana rağmen, hangi yüreğe gözlerindeki pırıltı can verdi?

    Seven için sevilen her zaman hayatta düşünülebilecek en güzel şeydir. Güzellik, bakanın gözündedir! Kendimizi olduğumuzdan başka biri sanır, o başka birinin hissetmesi gerektiğine inandığımız duyguları kendi duygularımızın üzerine örteriz. Ve hatamızı fark ettiğimizde telafisi olmaz genellikle. Yaşam inanılmaz bir karmaşayla kurulmuş ki, bir gün bütün hayatımızı bir yalana, bize ait hiçbir yanı olmayan bir sanrıya, bir oyuna adadığımızı anlayabiliriz. Ve belki o gün her şey için çok geç olabilir!

    Ne yapayım? Benim gönlümdeki aşk! Suç mu? Bende senin gibi etten, kemikten yaratılmışım. Banada senin gibi duygular verilmiş. İçimdeki kalp be gülüm, taş değil! Ben de bir insan evladıyım, elimde değil sevdalıyım…

    Bana cümlelerimi ve kelimelerimi fısıldayan acı bir sesle uyanıyorum senden. Bakıyorum, yoksun! Bırakıp gitmişsin beni, olduğum yerde hareketsizim. Her yerde bırakıp gidiyorsun beni. Düşlerin yüreğinde bırakıp gidiyorsun beni. Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gidiyorsun beni. Yüreğin yarısında sen, yarısında özlem… Bırakıp gidiyorsun beni…

    Buna yürek mi dayanır?

    Üç dişimi kırdı hayat.
    Gözüme perde düştü.
    Kangren oldu ellerim.
    Lal oldu dilim.
    Bin kere yandı yüreğim.
    Sana her dokunan hayalet sevgiliden sonra
    Çözüldü dizlerim.
    Eğildi bedenim.
    Taşıdım, yine taşırım yüreğimde
    İstersen git.
    Ben burada yine beklerim. 


      

    Image Hosted by ImageShack.us
      

    Bi` Yer Var mı Bildiğin?


    Bir yol olsa yürüyebileceğim, taşlı da olsa dikenli de olsa fark etmez. Yeter ki ucunda bir ışık göreyim. Sadece kendi adıma değil. O ışık benimle birlikte çevremdeki insanların da dünyasını aydınlatacaksa eğer...

    Bi’ yer var mı bildiğin her geçen gün cebimde sana söylenecek kelimeler biriktirebileceğim? Olmasan da seninle birlikte yaşayabileceğim? Dokunurken tenine, gözlerine baktığımda içindeki mutluluğu görebileceğim? Çağlayacağın, içindeki mutluluğu içime akıtacağın, seline beni de katacağın? Saatlerin olmadığı, dakikaların sayılmadığı, ayrılıkların kaale bile alınmadığı… Sonbaharın geldiğini yaprakların dökülmesinden değil de kokusundan anlayacağım. Tüm dünyaya duygularımı haykıracağım ama duyuramayacağım? Bi yer var mı bildiğin?

    Allah insanı açlıkla terbiye etmesin derler, öyle. Allah insanı yakın hissettiği, yanında istediği insandan da mahrum etmesin. Sevgisizlik, sadakatsizlik, mutsuzluk açlığından esirgesin
    İyi bir şey değil.

    Nereden mi biliyorum? Alınamayacak bir kalenin önüne düştüm de oradan biliyorum. Topçularım, okçularım, süvarilerim, piyadelerim, tüm hücrelerim. Allah Allah nidasıyla saldırırken ben atılan bir okla, bir mermiyle değil, o güzel dilinden dökülen tek sözcükle yere seriliyorum. ‘Sana aşık olabilirdim’.

    Hayatımda etkilendiğim, hem de kısa sürede kendime yakın hissettiğim, samimiyetine güvenip, içimdekileri önüne serdiğim nadide insanlardansın. O kale düşmeyecekti aslında, farkındaydım, ben de istemedim desem yalan olmaz. Korkuyorum, ürküyorum. Bazen diyorum veririm ben karşımdakine istediği her şeyi. Ama kalınca yalnız, kandırma kendini diyorum. Neyin var da neyini vereceksin. İki tatlı söze kadın (!) mı doyar?

    İşte, ben bugüne kadar bulamadım. Ya bir de üstüne üstlük aklıma, peşime seni taktım. Alacağım başımı gideceğim; hoş nereye gideceğim onu da bilemiyorum ya. Sadece sen değil, içimdeki o açlığı azdıran, beni böyle karasızlıkların ortasında bırakan şeytan da takılacak peşime. Orada da huzursuz edecek, rahatsız edecek beni. Biliyorum, üç gün rahat dursa, dördüncü gün yine kanıma girecek. Başımı derde sokacak.

    Allah aşkına, bi yer var mı bildiğin… Beni gömsen, saklasan, ne şeytan bulsa ne de bir başkası… Hııı??

    Image Hosted by ImageShack.us

    Dost


               

                  

                         Dost Dediğin.
    Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile                              
     sana dayanmalı ......
      Güzel haberler aldığında
       seninle dans etmeli ......
        Ve ağladığında seninle ağlamalı .
         Ama hepsinden daha çok,
          Dost matematiksel olmalı .
           Sevinci çarpmalı ......
            Üzüntüyü bölmeli ......
             Geçmişi çıkarmalı ......
              Yarını toplamalı .......
               Kalbinin derinliklerindeki
                ihtiyaçı hesaplamalı .....
                 Ve her zaman
                  Bütün parçalardan
                   daha büyük olmalı
                    Seni sadece
                     işi düşünce aramamalı
                     İşi bitince de bir tarafa
                       atmamalı...!!!
     

                                             

    .


     

     

     

    Tıkla çiçek açtır Hadiii

     

           

     

     

    .

      kanvegllc0

     

    Sıkı Tut Yüreğini


    Düşmek; bazen bir daha kalkamamaktır.

    Bazende, daha iyi kalkmak toparlanmak, eskisinden daha diri olmamaktır ruh için.Elbet beden düşecek toprağa tıpkı bir yaprak gibi.

    Bir kıvılcım gibi söner bedenler.Elbet bedenler toprak olur.
    Ya düşen yürekse ve ruhumuzsa ne olur?

    Yaşamın pırıltılarında esir ettiğimiz sımsıkı tutamadığımız yüreğim ne olur,ah yürekler ne olur?

    Tutabilmek hayatı ve tutunabilmek biryerlere,birşeylerin ucunda olsa... Sımsıkı tut yüreğini ki tutundum diyebildiğin birşeyin olsun. Her insanın en çok aşina olduğu kadar bir o kadar uzak olduğu menzil değilmidir yüreğimiz ?

    Ne kadar ara verirse versin insan. birşeye ara vermemeli yüreğine onu hep sıkıca tutmalı ve tutunacak bir yer bir liman aradığında içinde bulmalı onu,
    coşturmalı değil mi çağlayanları?
    Açtırmalı tüm lalelezarları yüreğinde.
    Sıkı tut yüreğini hem de sımkısı kaçmasın .

    Niye sıkılıyoruz ki ?
    Neden hezeyanlar neden yüreğimizde med-cezirler ?
    Galiba tutamıyoruz/tutunamıyoruz, hiç bitmiyor yürek fırtınasıda ondan.
    Ne ümitler saklıyorum içimde ve de son nefese kadar saklayacağım ben.

    Ümit o ki; hiçbir çile ve zorluk ruhu yıpratmasın, yolundan alıkoymasın.

    Bedenimiz elbet eskir, pörsür. ya ümitlerimiz hayallerimiz ve tabi ki sıkı sıkı sardığımız, sarıldığımız yüreğimiz?

    Sıkı tut yüreğini;
    Çık onunla çimenler üzerine.
    Katıl sende hayallerindeki mavi turlara
    Savaş Don-Kişotlar gibi yeldeğirmenleriyle
    Dal seyrine sevgilinin gözlerinde maviyle tüllenen enginlere...
    Koş işte yüreğinle tut ellerinden, yürüt onu çocuklar gibi...
    Seherlerle uyan, yalvar Allah``a en güzel esmalarla ve içten dualarla.
    ilahi mesajlarla açılsın kalp barajların.
    Potansiyele dönüşsün içindeki tutkuların, arzuların...
    Dostlarla ol,dost ol herkese ve herşeye. Sevgiliyle ve en sevgiliyle muhabbetler et. Yüreğinin çare-i yeganesine hem dem ol.
    Mideni düşündüğün kadar onu da düşün, besle büyüt en lahuti manalarla.

    Yorgunluk ,dermansızlık belirir çok zaman.Düşünemez insan, farkedemez neyi kaybettiğini ve kaybederken neleri yitirdiğini...

    Ruhu sıkı tutmalı ki, düşmesin!
    Mühim olan o çünkü...
    Ve bir papatyanın düşen yaprakları sana ;
    düştüm,düşmedim der gibi :
    Ben seni tutuyorum düşmeyesin diye, sönmez ümitler dolduruyorum içine…
    Pörsümez sevinçler, dipdiri hayallerle...

    Nede olsa benim yüreğimsin yine de söküp atamam seni!
    Sıkıca tutarım düşürmem seni bir daha söz...
    Biliyorsun ben sensiz asla yapamam.

    Sımsıkı tut yüreğini ki; düŞmesin !

    Ve sımsıkı sar ki onu; fazla üşümesin...
    Turgay Şeren
    kanvegllc0

    Sana Yazıyorum


    Seviyorum ben yazmayı. Takılıyorsun bir harfin, kelimenin, cümlenin peşine sokak sokak, kapı kapı dolaşıyorsun. Bazen dillere dolanıyorsun en güzel şarkılar gibi, bazen yüreklerde saklanıyorsun yitik sevdalar misali.

    Uzaktan el sallıyorum yavan sevdaya yazdıkça. Ölümü görüyorum, sen oluyor, beni çağırıyor. Gittikçe büyüyor adımlarım ve ben koşar adım sana geliyorum.

    Bazen, yüzünü göremediğim, sesini duyamadığım, elini tutamadığım, saçını öpüp okşayamadığım oluyorsun. Sevgi gibi, aşk gibi, özlem gibi…

    Hadi, sen toprağa düşen çiğ damlası ol, ben çiğ damlasını bağrına basan toprak! Usul usul gir bedenime, dindir susuzluğumu. Kıt kanaat kandır beni sana!

    Ahh, içtiğin her bardak suya karışan bir damla zehir olabilsem… Bulaşsam sana, kanına karışsam… Bedenindeki bütün hücrelere nüfuz etsem. Gözlerinde olsam, baktığın her yerde beni görsen, dilinde olsam, hep söylesen beni, nefes olsam içine çeksen beni. Parmağında mutluluk halkası olsam, baktıkça beni ansan, hep aklında olsam. Yüreğinde olsam. Hayatta kaldıkça seninle yaşasam.

    Birbirini tamamlayan renklerden olsam, kırmızıyla karışıp turuncu olan sarı, maviyle karışıp yeşil olan sarı gibi. Bende seninle karışsam, hayatında bambaşka bir renk olsam?

    Bazen de diyorum bir hediye kutusu olsam, kırmızı kurdeleyle sarılmış. Ama küçük bir kutu! Küçük ya, içine pek büyük bir şey sığmaz. Küçük ama şirin. Sana versem, hediye etsem yüreğimi?

    Katık olsan yalnızlığıma
    Işık olsan karanlığıma
    Renk olsan hayatıma
    Her günümde, her saatimde, her anımda
    Bir parça sen olsan
    Daha da çoğalsan
    Artırabilsem seni, biriktirebilsem
    Özlediğimde, istediğimde kullanabilsem
    Ya da tüm benliğimi sarsan
    Senin bir parçan olsam
    Olmadı mı?
    Peki;
    Küçülüp ufalsam, erisem
    Parça parça yok olsam, azalsam
    Sol tarafımdan bir parça artsa
    Sana kalsam?

    Kapıyı çalsam diyorum bir gün. Elimde ceketim, içimde sana verebileceklerim. Gelsem diyorum, ne dersin?

    Kadir çevrim
    kanvegllc0

    Sevgi Nedir Mekansız

    Sevgi nedir mekansız
    Ben sevgi yemini ettim cevap geldi...

    Herkesin düsüncesini gercekten cok merak ediyorum, sizce sevgi nedir?

    Ben biseyler ararken cok hos bi yazi buldum, inanin okuyun ve herkes kendinden bir parca bulacaktir...

    Sevgi nedir?

    Burdaki sevgi türü, ask anlamindaki sevgi`dir. Ama Hayatta her seye sevgi duyulabilir. Ama en saf ve en masumca sevgilerden biri asktir...

    Sevgiye dair ne çok sey söylendi binlerce yildir, Ne çok sey yasadi insanoglu sevdaya dair. Garip olan su ki herkes kendi sevdasini yasadi
    Ve "sevgi" diye kendi yüregini tarif etti.

    Bugün bende bunu yapacagim. Yillarca sevdaya dair yazdigim misralarimda
    Hiç tariflemedigimi fark ettigim kendi sevdami anlatacagim, Kendi yüregime ayna tutacagim.

    "Gerçek sevdayi yasadin mi ki" diye sorma bana, Belkide bunu ancak hayata gözlerimi kaparken yanitlayacagim. Sadece bugün önüme; yüregimi, ruhumu, bedenimi ve aklimi koyup, Varolusumla yasayip yasatabilecegim kendi sevdamin hayalini kuracagim.

    Sevgi; Önce "ben" yerine önce "sen" diyebilmek Kendinden önce onu, onun mutlulugunu düsünebilmektir. Onun yaninda huzur bulmak, güven duymak,Her ne olursa olsun yaninda olacagini, seni sevecegini bilerek "kendin" olmaktir.

    Sevgi; Sevdiginin yüreginin güzelligine ve sevdasina inanmak Onu mutlu etmek ugruna zevkle emek etmektir. Sevdiginin gözlerinde kaybolmak
    Bedeninde bir olmaktir.

    Sevgi; Sevdigine saygi duymak Varligindan gurur duymaktir. Kahkaha kadar gözyasinida Sohbetler kadar sessizligide büyük bir zevkle paylasmaktir.

    Sevgi; Sadakat, vefa, bagliliktir, Sorumluluk, özveri, sevkattir.

    Sevgi; Anlayis, hosgörü, sabirdir.Tutku, cesaret, risktir.

    Sevgi; Bakmak, dokunmak, söylemektir. Yasatmak, yasamak, göze almaktir.

    Sevgi; Umuttur, soluktur, hayattir. Bir bedende bütün olmak, birlikte çogalmaktir.

    Sevgi; Yüreginle gülümseyebilmek, Insan olabilmektir.

    Günümüzde fütursuzca kullanilan sevgi sözcüklerini hak eden kisilere
    kullanmamiz ve hak ettigi degeri bulmamiz dilegiyle...Yüreginizden sevgi hiç ek.................. olmasin...
    Yusuf Şahin
    kanvegllc0

    Kara Kaplı Defter


    SANA;

    Ellerimde geçmedi daha sensizlik izleri. Dokunamamak, okşayamamak nedir anlamazsın sen. Boş bedenler de hissettiklerinle avutmaya alışmışsın kendini. Ne gözlerinde canlanır sevdiğinde gördüğün mutluluk, ne de içine sığmayan, taşan heyecan… Boş gözlerle aval aval bakan, ya da baktığını zannedip senin gibi göremeyen çok eş var sana dışarıda. Koş, koş ve atıl kollarına! Hak ettiğin ihaneti, acıyı emin ol sana mutluluk duyarak yaşatacaklardır.

    Sende farkındasın hala için için beni yediğinin, kemirdiğinin. Her şeyin bu kadar hızlı olması bile açmadı gözümü. Ne gelebilirdi ki aklıma? Kesik bir çeşmenin altında musluktan damlayan damlalarla dolmayı bekliyordum, aktın içime bir anda oysa; şarıl şarıl… İçimi yakan, kavuran ateşi söndüren bir tat vardı sende. Bir serinlik… Yanmış, kavrulmuş bedenimin susuzluğu… Ürperten, tüylerimi diken diken eden günümün, gecemin içinde ruhumu okşayan, içimi sarıp sarmalayan huzur… Anne kuşun yavrusunu beslerken gösterdiği özen, şefkat…

    Kandım! Yalanlarına da doyurucu sevgine de; kandım! Elimi tuttuğunda yanan teninin sıcaklığına, dudaklarıma kondurduğun öpücüğün tadına, gözlerinde açtığın dünyana… Her şeyine kandım! ‘Çorak topraklar gibisin. İşlemeyi, verim almayı, ektiklerini büyütüp hasadın karşılığını almayı bilememişler.’ demiştin hatırlasana! Kuraklıktan şimdi ektiğin tohumlar yanıyor alev alev.

    Hep bir umudum vardı içimde. Sayende son dalımda kırıldı ve sen içimdeki o taptaze umudun kurumasına neden oldun.

    Kara kaplı defterin en başına yazdım adını. Yazmak da değil, kazıdım! Silinmesin istiyorum ömrüm boyunca; her gördüğümde, her baktığımda, her adını telaffuz ettiğimde öylesine ihtiyaç duyduğum, ama yanımda olmayan senin değerini daha iyi anlayayım diye.
    Kadir Çevrim
     


     
    kanvegllc0

    Sonu Gelmedi


    Sonu gelmedi yalnızlığımın
    Tıpkı bitmek bitmeyen mevsimler gibi
    Hep başında hasret vardı adımın
    Doğarken takılan isimler gibi

    Yalnız bir kalp taşıdım ben bu bedende
    O da acı çekti onu sevende
    Bomboş bir hayatı yaşadım bende
    Varlığı gereksiz cisimler gibi

    Ne aşkımdan fayda gördüm ne de bilgimden
    Bir anlayan çıkmadı yüce sevgimden
    Çivilenmiş gibiyim sanki kalbimden
    Duvarlara asılan resimler gibi


    Ercümet Armutoğlu
    kanvegllc0

    GİTTİN


    Gittin...
    Ben, arkandan sadece baktım.
    Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
    "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
    Gidersen sönecek içimdeki ateş
    ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
    Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
    O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
    Konuşamadım...

    Gittin...
    Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
    Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
    bacağımı bu kadar acı duymazdım.
    Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
    Ağlayamadım...

    Gittin...
    Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
    Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
    tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
    Anlatamadım...

    Gittin...
    Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
    Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
    Ürperdin yine biliyorum.
    Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
    Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
    Tutamadım.

    Gittin...
    Bir yıkım gibiydi gidişin
    Sen adım adım uzaklaşırken benden
    Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
    Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
    Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
    Kalkamadım...

    Gittin...
    Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
    Hazırdım gidişine,
    Kaçak zamanları yaşıyorduk
    Zaman bitecek ve sen gidecektin
    Bense, gidişinin ertesi günü
    Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
    Başlayamadım...

    Gittin...
    Bir şey söyledin mi giderken?
    "Kal" dememi istedin mi?
    Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
    "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
    Beynim öylesine uğulduyorduki.
    Duyamadım...

    Gittin...
    Nereye gittiğin önemli değildi
    Binlerce kilometre uzakta da olsan,
    iki metre ötemde de farketmiyordu.
    Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
    Kurtulmalıydım senden,
    bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
    Kurtulamadım...

    Gittin...
    Unutulanların arasına katılmalıydım
    Anıları bir sandığa koyup
    hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
    Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
    Yapamadım...

    Gittin...
    Bir okyanusun ortasında
    tek küreği kaybolmuş sandalda
    Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
    Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
    Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
    Bil ki; seni Unutamadım...



     

    kanvegllc0

    Hiç Yanlız Olur Muyum?


    Sensizliğin koynunda kavuştum yine sabaha. En büyük korkum aslında yalnız kalmak. Sensizliğe dayanabiliyorum da, şu yalnızlık…

    Kapı çalıyor. Açıyorum, bakıyorum, kimse yok. Tam kapatacakken, sanki biri eşiğe ayağını koyup kapıyı kapatmamı engelliyor. Ve o anda kapıya yüklenmeye başlıyor. Ne olduğunun, ne olacağının farkında değilim. Kapıyı kapatmaya çalışıyorum, kapatamıyorum. İşte o anda o korktuğum, çekindiğim şeyin kahkahalarını duyuyorum. ‘Uhaahhaaa… Sen de benim olacaksın. Direnmen kar etmez, boşuna direniyosun:’ Sensizlikten aldığım güçle kapıyı kapatıyorum. Ve nefes nefese çöküyorum kapının dibine.

    Yumrukluyor, küfrediyor, bağırıyor, çağırıyor… Korkudan yüreğim yerinden çıkacak. Öyle atıyor ki… Bütün bedenim titriyor. Kokunu duyuyorum, sıcaklığını hissediyorum. Sıcak nefesin, o içimi okşayan sesin, ve sevgi dolu kolların.. Sensizliğin gelip sarıyor beni. ‘Şiişştt geçti. Bak buradayım korkma canım.’

    Canım… Canın mıyım sahiden? Ben senden bir parça mıyım? Bu kadar değerli bir anlam mı taşıyorum senin için?

    Yine dudaklarımla buluştu, sensizliğinden hiç ayrılmayan gözlerimden süzülen o tuzlu sıvı. Neden her senin canım deyişinden sonra ben bu sıvıyı tadıyorum? Senin bana verdiğin bu değerden değil mi? Bana hak ettiğimi verdiğin için hissettiğim mutluluktan değil mi? Demek ki ben hep mutluyum sensizliğimle.

    Deme öyle. Sensizlik yalnızlık olur mu hiç? Ben sensizken kendimi hiç yalnız hissetmiyorum. Sen yoksun ama, sensizlik var sarılıp yattığım. Sana diyemediklerimi söylediğim. Gözlerinin içine dolu dolu bakıp içimi ısıttığım. Saçını okşayıp kokladığım. El ele dolaşıp çocuklar gibi oynaştığım. Sıkıca sarıldığım, beni bırakmayacağını bildiğim. Sensizliğim var benim. Hiç yalnız olur muyum?
    Kadir Çevrim
    kanvegllc0

    Kendine İyi Bak


    “Kendine iyi bak” bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çoğu zaman…

     

    O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…

     

    - "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım.. İstesem de istemesem de.. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olur da bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum..“

     

    - “Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım.. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık.. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım.. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum..”

     

    - "Kendine iyi bak. Aramızda geçen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum, seni kendinle başbaşa, yapayalnız bırakıyorum.. Biliyorum, kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.."

     

    …"Kendine iyi bak" derler ve giderler...

    Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalıyıcıdır.. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar… Ta ki; umut da, sevgi de tükeninceye kadar… Ta ki; son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.. Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak“ derler ve giderler. Onlar bu acıyı bir kez den fazla kaldıramayacaklarını bilirler..

     

    …"Kendine iyi bak" derler ve giderler...

    Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler… En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek?..

     

    …"Kendine iyi bak" derler ve giderler...

    Seni suskunluğa mahkum edip giderler.. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler.. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet. Suçlatmaz kendini.. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın yine suçlayamazsın… Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, "kendine iyi bak" derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler… Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler…

     

    Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler… Her şey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler..

     

    "Bitti" diyemedikleri için, "kendine iyi bak" derler…

     

    "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler…

     

    "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler…

     

    "Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum" diyemedikleri için "kendine iyi bak" derler…

     

    Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler!..

     

    "Kendine iyi bak" bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin… Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsin… Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bi tanesin…

     

    "Kendine iyi bak" deme bana. Nokta koyma!...

     

    Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem… Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Nafile..

     

    Ama yine de, gitmesen olmaz mı?..

    Bitmesek olmaz mı?..

    Sen eksikken, ben nasıl tam olurum?..

    Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum?..

    Savaşsak, aramıza giren şeytanla olmaz mı?..

    Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?..

    Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı?..

    Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı?..

    Bunların hepsi yalan mı?..

     

    Sahiden gitmesen olmaz mı?..

    Bitmesek olmaz mı?..

     

    Peki o zaman senin istediğin gibi olsun..

     

    Öyleyse sende kendine iyi bak..

    Füruze Şentekin

    http://www.hikayeler.net/yazarlar/firuze-sentekin/

     

    kanvegllc0

    Unutacaktım seni…. 

    Öldürecektim seni bende

    kendimde o gücü bulabilseydim eğer…
    Sindiremeyecektim senden kalanları benden uzak mezarlara koymaya!!!

    Diyar diyar dolaşıp yine içime gömecektim seni en sonunda…
    ”Ben demiştim” diyenlere, üzüntümü belli etmemek için kuşandığım
    mekanik tebessümlerimin ardındaki yaşlarla sulayacaktım taze mezar toprağına
    ektiğim çiçekleri…
    Ama ben seni içimde öldürmeye kıyamadım….
    Başarabilseydim incitecektim seni…
    incinmişliğimin verdiği cahil cesaretle…
    Ne var ne yok sayıp dökecektim karşına geçip…
    Kendimi hayrete düşürürcesine birer tokat gibi vuracaktım hiç kullanmadığım o
    ağır lafları…
    Kıracaktım seni binbir parçaya ayırana kadar…
    Duvardan duvara fırlatacaktım sevgi diye önüme sunduğun hastalıklı
    duygularını…
    Ama ben seni incitmeye de kıyamadım…
    Elimden gelseydi unutacaktım seni…
    Gözlerimden silecektim hayalini ve dilimden adını…
    Duman duman atacaktım seni bu şehirdeki tüm bacalardan;
    ama soluduğum havaya karışıp yine dolacaktın ciğerlerime…
    Onlarca damla döküp göz pınarlarımdan akıtacaktım seni sevgimin atığı diye
    ama ıslaklığın kalacaktı elmacık kemiklerimde…
    Bu kez de tenimin tuzuna karışacaktın…
    “Sözümü tutacağım ,adını anmayacağım”nağmelerini dinleyip neyi unutacağımı
    unutacaktım seni unutayım derken…
    Zaten ben seni unutmaya da kıyamadım…

    Ne kadar çabuk geldi ayrılık…
    Oysa daha yeni başlamıştık birbirimize ayak uydurmaya,
    daha doğrusu ayak uyduramamaya…
    Nedensizliklerin iç çekişlerini dinlerken vedalar bozdu suskunluğumuzu…
    Bana mıydı kızgınlığın yoksa kendine mi anlamadım…

    Kaçar gibi veda ettin…
    Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!

    Öldürecektim seni…
    İncitecektim seni…

    Ama lanet olsun!!!
    kı-ya-ma-dım!!!
    Oysa ben seni sevmelere doyamadım!!!

    kanvegllc0
     
     

    N

     

     

     

                

     

     

        

    Image Hosted by ImageShack.us  Image hosted by Photobucket.com

     

    Image Hosted by ImageShack.us

      buraya kendi adınızı yazın

     

     

     

     

     

     

                                                       
     

    .

     I love you

    Beni mi Seviyorsun
     
    Kadın adamı çok seviyordu...
    Yemyeşil ovalarını verdi adama
    Yaşam fışkıran.
    Beni seviyor musun?
    Evet, dedi adam...
    Güneşini, ayını verdi kadın
    Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
    Beni seviyor musun?
    Tabi, dedi adam...
    Kadın çağladı
    Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
    Beni seviyor musun?
    Elbette, dedi adam...
    Kadın bağlandı
    Yaşam ipini adama verdi.
    Bir oldular tek oldular adamla.
    Beni seviyor musun?
    Biliyorsun, dedi adam...
    Kadın dağlarını verdi adama
    Tırmandılar doruklara.
    Beni seviyor musun?
    Aşağılara baktı adam zirveden
    Başkalarını gördü
    Sustu adam...
    Ağladı kadın...
    Gözyaşını verdi adama
    Almadı adam...
    Kadın onurunu verdi adama
    Şaşırdı adam...
    Sordu yine usulca kadın
    Beni mi seviyorsun?
    Onu da seviyorum seni de, dedi adam...
    Sustu kadın, sustu
    Verecek bir şeyi kalmadığında...
    Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam
    Başkasını sevebilmek için...
    Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
    Korktu adam...
    Beni sevmiyor musun, dedi adam.
    Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
    Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
    Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
    Onuru yoktu kadının yaşayamazdı...

    I love you

    .

     

     

     Image and video hosting by TinyPic

    .

    KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA 
    Kelebek
    İyi kalpli, yalnız bir adam, bir gün bir koza bulur. 
    Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. 
    Adam çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. 
    Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. 
    Adam, kelebeğine hayran... bırakamaz bir türlü... 
    Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu... 
    Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır... 
    Ama adam bilir ki; 
    "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ... 
    Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru... 
    Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz... 
    Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce... 
    Adam bir kelebege sevdalı, bakıp durur boşluğuna. 
    Kelebekse hala konacak sıcak bir avuç aramakta... 
    Böylece kelebek sunu anlar: 
    BAZEN AİT OLDUĞUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BİR AVUÇTUR BİLİRİZ AMA O YERİN BIZE AİT OLMA İHTİMALİ BİR HİÇTIR ... Böylece adam şunu anlar: 
    HİÇ BİR SEVDAYI YALNIZCA SEVGİYLE YAŞATAMAZSINIZ ... 
    O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar, ama gücü tükenene dek arayıp ta bulamayınca anlar ki; 
    HİÇ BIR DAĞ BİR ÖZLEMİ GÖMEBİLECEGİNİZ KADAR BÜYÜK DEĞİLDİR ... 
    Adamsa sevdasını koyar sımsıcak avuçlarına; kelebeğin yerine... 
    Sevgili dostum; Herkes bir Şeyler yaşar; iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış... 
    Yaşadıklarından bir çıkarım yaparak hayatına bir yol verir;
    ayni zamanda düsüncelerine de... 
    Bırak SEVGİ seni bulsun...
     
     
     
    KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA
    Karar verdim artık seni unutmaya...

    Daha fazla yapacak hiçbir şeyim, atacak hiçbir adımım ve söylenecek hiçbir sözüm kalmadı...SEVGI uğruna söylenebilecek ne varsa söyledim, ne kadar cümle varsa yeryüzünde aşkı ifade edebilmek için kullanılan, hepsini yazdım... Elimden geleni ve hatta daha fazlasını yaptım seni kazanabilmek için, ama başaramadım...  Daha nereye kadar gider böyle? Sen beni umursamaksızın kendi yolunda ilerlerken ben nereye kadar daha bu işkenceyi çektirmeye devam edebilirim kendime? Artık buna dayanacak gücüm kalmadı... Senin başka kollarda zevki tattığını, benim yerime seni aslında hiç haketmeyen kolların sarıp okşadığını bilmeye ve bunun için deli gibi üzülmeye daha fazla tahammülüm kalmadı... Benim olmayan, ve hiçbir zaman da olmayacak olan bir insanı özlemeye, kıskanmaya, sevmeye, ve beklemeye daha fazla gücüm kalmadı... Seni sevdiğim her gün kendi hayatımdan çalıyorum, senin günün gün ederek yaşadığın her gün ben biraz daha ölüyorum; artık yeter, bitmeli... Evet, ben seni sevdim ama sen beni sevemedin... Öyleyse bunu daha fazla zorlamanın, bile bile üstüne gidip her seferinde bir kez daha kırılmanın hiçbir anlamı yok... Çoğu zaman senin farkına bile varmadığın ya da bilmediğin, görmediğin kırgınlıklarımı ve acılarımı içimde yaşarken ben bunların hiçbir getirisi olmuyor hiçkimseye... Yıprandım artık.. Bu aşk umduğundan da çok yıprattı ve yordu beni... Ve öyle çok kırdı ki kalbimi defalarca; bir kez daha eskisi gibi olmam mümkün değil.. Sen bana dönsen bile, herşeye yeniden başlasak bile kırgınlıklarımı ve acılarımı unutmam artık mümkün değil... Biliyorum çok uzun zaman önce yapmalıydım bunu! Bu olgunluğu bana 'bitsin' dediğin o ilk gün kendimde bulabilmeyi başarmalıydım, ama yapamadım işte... Aylar geçti üzerinden ve ben ne kadar istesem de bir türlü senden kopmayı başaramadım; ama artık yeter! Sen kendi yolunu çoktan çizmişsin, içinde beni ve bana ait olan hiçbir şeyi barındırmayan bir hayat seçmişsin kendine yaşamak için... Öyleyse neden ben bu bana acı veren kararın gölgesinde kendi hayatımdan vazgeçen taraf olmaya devam edeyim daha fazla? Ben mutlu olmayı, sevilmeyi haketmiyor muyum? Kötü bir insan mıyım ben? Hakkım yok mu benim de güzel günler görmeye? Bir gece olsun yatağa huzur içinde girip, hiç ağlamadan uyumaya hakkım yok mu? Sana duyduğum bu hastalıklı sevgi beni her geçen gün biraz daha öldürüyor.... Artık daha fazla yazık etmek istemiyorum kendime ve gençliğime... Artık koparabilmek istiyorum kendimi senden, alabilmek istiyorum hayatımın iplerini elinden.. Ve bundan sonra yalnız yürümek istiyorum kendi yolumda; başka hiçkimseyi ve hiçbirşeyi düşünmeden, umursamadan, istemeden... Kendi hayatımın efendisi olabilmek istiyorum yeniden! Ve tek bir Tanrı'ya inanmaya devam etmek... Evet, seni sevdim! Ve bu sevgi için herşeyimi verdim, elimden gelebilecek her türlü fedakarlığı yaptım bu sevgi için, herşeyi göze aldım, hiçkimsenin hiçkimse için bulunmayacağı kadar özveride bulundum, anlayış gösterdim, sabrettim, ve bekledim... Arıtk bitti... Bu sevgi içimden söküp çıkarabileceğim kadar basit bir şey değil... Ama ben vazgeçtim artık seni beklemekten ve istemekten... Sevgimi kendi içimde yaşayacağım artık; seni ve sana dair hiçbir şeyi istemeden, beklemeden, özlemeden ve umut etmeden... Bize dair kurduğum bütün hayallerimi söküp attım içimden, ve şimdibir ben kaldım ortada, ellerimin arasında bana bomboş ve anlamsız görünen hayatımla birlikte... Şimdilik ne yapacağımı, nereye gideceğimi, nasıl yaşayacağımı bilmiyorum ve derin bir boşluğun tam ortasındayım ama alışacağım, çünkü bundan daha kötüsü olamaz biliyorum... Ne olursa olsun bundan sonra daha iyi olacağım biliyorum... Dilerim ki senin de yolun açık olsun bundan sonraki hayatında... Ve yeniden böyle bir aşkla sevilebilmeni dilerim; ama bu kez senin de sevebileceğin biri tarafından... Mutlu ol, mutlu kal...
    KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA

    Evlilik Neye Benzer???
     
    Ünlü sosyolog Ayfer Monolog araştırdı...
    Evlilik "SAKIZ"a benzer. Çignemesini bilirsen iyi ve faydalı...Çiğnemesini bilmezsen can sıkıcı ve sinir bozucudur. Neden başka birşeye değil de sakıza benzer?

    1.. Çünkü sakız ne kadar faydalı ve eğlenceli olursa olsun gerekli değildir. Çiğnemesen de olur.

    2.. Sakız ilk zamanlar ağıza ferahlık verir hoş olur ama zamanla çürür ve tadı acılaşır.

    3. Çürüyen sakız yapışkandır. Bulaştığı yerden temizlemek, ondan kurtulmak çok zor, bazen imkansızdır.

    4. Sakızın ağızda bıraktığı tadı sadece çiğneyen bilir. Tatlı mı yoksa acı mı oldugunu başka kimse bilemez. Onlar sadece senin sakız çiğnediğini bilirler o kadar.

    5. Sakız çene kemiklerini güçlendirir. Evlilik de öyle...

    Sürekli tartışma ve bağrışma zamanla çiftlerin güçlü birer çene kemiğine sahip olmasını sağlar.

    6. Sakız çiğnerken başka birşey yiyemezsin yoksa sakız bozulur...

    7. Sakızın kağıdını açıp fıkra veya falı okudugunuzda çok eğlendirir gülersiniz. Ama bu çok kısa sürer. Evllilikteki balayına benzer.

    8. Çam sakızı ya da hakiki damla sakızları vardır. Kolay kolay çürümezler çignendigi sürece zevk verirler. İşte bu da aşk evliliği denen olaydır.

    9. Sakız; sigarayı bırakmak ve abur-cubur yememek için tercih edilir.

    10 . Sakız çigneme olayının gerçeklesmesi için ezmek ve çignemek gerekir.
    Evlilikte de kim dişliyse o ezer. Sakız tokluk hissi verir.
    Karnın aç olsa da kendini tok hissedersin.
     

    KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA
    SENİN İÇİN
    Bilmediğim ve sakladığım yaşamıma.
    Şimdilerde yoğunluğumu süsleyen gözyasları, tamamen sahipsizliğin şaşırtıcı mırıldanışı. Ve bilinmeyene doğru yolculuk ederken, aslında en bilinmiyen olan sen, yine yanıbaşımda değilsin yine kaçaksın. Sürülmüslüğünü yaşıyorken son haddinde, karşıdan bakan bir çift gözün ayıplaması bile kendine getirmiyor beni.

    Buna rağmen sessizliğimi bozan sensizlik, yine bir tabu gibi karşımda işte. Sadece bir telefon mırıltısında sakladığım sen, herşeyi almamış gibi bunuda alıyorsun. Sessizliğimin uçurumunda kurtulmak icin cebelleşirken, sensizliğin uçurumundayım şimdi. Ve gariptir,kurtulmak istemiyorum bu uçurumdan tutunmak istiyorum sıkıca. Anlamsız gözlerin eşlik ettiği bu ürkütücü yolculuk, aslında bitmeyecek bir iskencenin başlaması. İskencenin başladığı yerde biten hatıra kalıntısının izleri saklı artık. Kalıntıların arasında, bukalıntıdan daha büyük bir harabe var, ne sen görüyorsun bunu nede ben.
    Tüm direnişine rağmen salt gerçek olan sen bile sanal dünyasının çekiçiliğine kapılmakta gecikmiyorsun ve susuyorsun. Susmak bir tepkidir diyorsun belki ve tepki gösteriyorsun yazılanlara ve yazılacaklara.Tepkin korkutmuyor, yıldırmıyor gözlerimi. İçimi acıtıyorsada, anlamıyor bu acıyı ve inkar ediyorum, tıpkı bana yaptığın gibi. Bilmiyorsunki yarattığın her duygu hapsediyor seni. Ve bu korkutuyor beni sessiz kalışın kadar. Ben seni beklemenin cesaretini topluyorken, benden kendini alan sen, rahatlığını yaşıyorsun çırpınışımın. Dökülen birkaç damla yaşın eşliğinde seni uğurluyorum bu gece, ve ben geri gelmeni beklemek üzere ayrılıyorum bu limanadan. Uğurlar olsun.
    İnsanlar sahte gözleriyle değistirdiler sevgi dolu bakışlarını ve bu bir salgın hastalık gibi yayıldı. Ve sen, tüm direnişine rağmen bu tuzağa düştün zaman zaman. Ama en azından, güzel gözleriyle sahte bakanlardan değildin. Belki ben, sadece -üşüyorum- demendeki güzelliği keşfetmekle yetiniyordum, belki bunu bile beceremiyorum. Çünki sen kaf dağının arkasındasın sanki ve bazen bu ulaşılmazlığın bir adım önüne geçiyorsun
    Bazen sende yeniliyorsun tüm kısıtlamalarına ragmen. Kendine engel olamamanın tadıdını aldınmı sen hiç....
    Ben ise, tüm bu kalabalığın ortasında yalnız kalma savaşı veriyorum ve bu savaşla birlikte engel olamamanın tadını çıkartıyorum. Ve bunu en iyi sen biliyorsun.
    Sen, sessiz ve sakin bir sokağın kaldırımlarındaki ayak sesleri gibisin. Geliyorsun üstüme üstüme ama göremiyorum seni. Biz, bir gezgin edasıyla senin iç dünyana yolculuğa çıkarken, sen bu yolculuğa kayıtsız kalıyorsun. Ve ben kendimi bile keşfetmemişken, seni keşfetmeye çalışmanın utancını duymuyorum. Ben yaşanılan karanlığın tam ortasındayım.
    Seni görüyorum, alışveriş merkezinde, evimde otobüste hemen karışmda, sen yokluğu temsil ediyorsun uzun zamandır, çünki var olmanı yaşatmadın hiç. Yanında bile. Ve yokluğunla olmak, kırmadı üzmedi beni. Çünki yokluğun uysaldı, acıtmıyordu ve en önemlisi sorgulamıyordu beni. Halbuki varlığını hissettim hep ama yaşamadı. Sırf bu yüzden daha çok sarıldım yokluğuna. Sanırım başka çaremde yoktu. Belki varlığın hiç olmayacaktı yanımda ama yokluğun hep benimle kalacaktı biliyorum.
    Sen belki kayıtsızlığımla sorgulayacaksın belki beni. Oysa biliyorsun, sen sorgulanmayı sevmiyorsun, bunu kendin bile yapsan .Ve beni daha kolay sorgulayacaksın sırf bu yüzden.
    Bazen tün çıktıların  ortasında olmaktan korkuyorum. Ama herşeye rağmen güzel, kovalamak yokluğunu ve kaçmak saçmalıklardan.
    Seni uğurlayıpda,dönüp arkama baktığım ve göremedigim bir çift güzel göz gibi sakladım seni ben ta içerlerde. Halbuki sen sadece bunu istiyordun, fazlasını değil. Oysa fazlasını isteyen hep ben olmamış mıydım?....
    Çünki ben baş kaldırıyordun eksikliğine ve eksikliğime. Ve sen eksiklerim arasında en büyük eksikliksin aslında.
    Bulunduğum bu hücrenin demir parmaklıkları her an üzerime geliyorken, hücreme doğan her bir ışık parçasıada duyuyoyorum seni. Nefes almak güçleşirken hasretinden, sen hala susuyorsun ve izliyorsun sadece.
    Hani hep kaybettikten sonra anlarız ya bişeylerin kiymetini, belki bu seferde böyle olacak, belki şaşırtacaksın beni. Sakladığın her anı gibi duyguların ve beklentilerin kadar ulaşılmaz görünsede, aslında yanı başında olup bitiyor herşey.
    Yaşadığım kırgınlığın tek nedeni olan sen bile , benim sende bulabildiklerimi tanımlamamı bekleme benden. Çünki ben bulabildiklerimi kaybetmeme savaşı veriyorum şu sıralar.
    Geceleri birkaç saatlik uykuyu bile çok görürken bana, senden seni istemenin imkansızlığını görür gibiyim. Birkaç damla umudun içide olmama ragmen, seni inkar edebilme cesareti bulamıyorum kendimde. Sen tüm bunlara güvenerek ıspatlıyorsun çaresizliğimi.
    Evet şimdilerde özlüyorum seni. Ve içimi acıtan bu özlemden vazgecemiyorum bir türlü...
    DÜSÜNÜYORUMDA SENİ ÖZLEMENİN TADINI ÇIKARIYORUM GALiBA.
    iHTiMALLER ÜZERiNDE YAŞATIYORUM SENİ. Gördüğüm bir sonbahar resmi kadar kutsal olan sen, ihtimaller arasından gecelemek için savaşıyorsun kendinle. Belki davayı kaybeden bir gelinin sancılı bekleyişi ve şaşkınlığını yaşatıyorsun bana, belkide ben yaşanılan sahteliklerin arasında dürüst ışıltılar yakaladım sende. GÖZLERINDEKİ PARILTI önemsiz gibi görünen en önemli unutulmıyandı.
    Sen uzağımsın benim hiç bir zaman yanaşamadığım. Şimdilerde akrep ve yelkovanın birlikteliğini bile kıskanmaktayım. Çaresizliğimin en önemli kanıtı sence bu.
    Ben ise yeni bir güne başlamanın heyecanını duymuyorum artık. Çünki seni yaşadığım her gün, arkasında yeni acılar bırakip çekip gidiyor. Ve sen bu çekip gitmeleri sevdiriyorsun bana. Çekip gidenlerin yüreksizliğini hissediyorken yüreğimde keşke diyorum keşke aynı yüreksizliği bende gösterebilsem...
    Bir gün yazdığım her kelimenin haykırışını göreceksin. Bir lokomatifin peşinden takılan vagonlar gibi sürükleniyorum ardından.
    Ve bu sürükleniş beni değil seni ödüllendiriyor.
    SEN OLDUĞUN GİBİ KAL HİÇ DEĞİŞME BİR EL SALLARSIN YETER HAREKET VAKTİ GELİNCE
    NEYI YAŞATTIĞINI ANLAMIYORUM BAZEN YADA NEYİ YAŞADIĞIMI SANA DUYDUĞUM ÖFKEYİ SAKLIYAMIYORUM BİR TÜRLÜ VE KABULLENİYORUM YAŞADIĞIM GÜNÜ
    Bu gece sana ulaşabiıseydim neler söylerdim bilmiyorum ama yaralı bir günün içimi kaynatan yanını anlatırdım belkide. Yinede üşüyorum sebepsiz yere. İçimdeki öfkenin tek nedeni sana bile görünmeyen sefil sevdam, kimbilir nerelerde sürtüyor.
    Yazdığım her satırda hasretinle kucaklaşırken, sen bu kucaklaşmanın devamı için elinden geleni yapıyorsun. Ben çok fazla iyimserim belki, belkide kendimi kandırıryorum. Ve kendime söylediğim her yalanın hesabını soruyorum sanki.
    Hak edilen kaderi yaşatmıyorsun, daha kötüsü yaşamıyorsunda. Yüzüne baktığım her anı kazıyorum yüreğime. Senin bir çift gözünle görüyorum kendimi çekiniyorum korkuyorum o anda. Çünki korku çok evcil bir acı veriyor bana Yaşanılan her evcil acının ardından gelen hüzün yine seni yaşatıyor bende.
    Hüznün beyazlattığı bu yürek senin sancını yasıyor. Ve sen çekiliyorsun bir kenara ve izliyorsun. Oysa ben elini uzatmanı bekliyorum hiçbir acıyı umursamadan. Halbuki sen ölümüm oluyorsun her nefes alışımda, ve ben korkuyorum seni kaybetmekten.
    SEN BENİM İÇİN KIRK YILDA BİR GİBİSİN, ÖYLE EKSİK, ÖYLE HAZİN, ÖYLE PARAMPARÇA.......

     

     

    KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA

    Bir gölgede gark oldum

    Bir gölgede gark oldum,bir gölgelik bulamadım garkolmadan,kestirmedim başını sonunu ömrümün, herşeyin üstüne geldin, zamansızdın acelen vardı, ben tutunamadım sana kaybolup gitmenden korktum.. beni yarmandan korktum yine kırk yerimden, saramamandan korktum içimi sarmalaya sarmalaya… Uçağa bindim  bekledim ertesi günde  yoruldum pazartesileri saymaktan geçen ayları peşinden kovalamaktan..sen böyle körüklenmeyi bilirmiydin içime içime düşüp..
         Kaç zamandır gelişin asili boynumda güya sevisin beni hırpalaya hırpalaya..aksam üstü bahçe kapısında oturup bekledim, geceleri balkonda yalnız kaldım üstelik, bende yaptım yapacağımı görünürde hiç bir şey gibi olsada derinimde kaybolup gittim aslında..sonra yine bekledim,sonra hep bekledim, ayak sesini hatıramdaki..hatırımdaki seni ben böyle acı acı bekledim iste.. utanmadinmi beni böyle bir bankın üstüne en yığılmış sarhoşlar gibi yağmur altında bırakırken..yaşamıyor musun sen ben beklerken..kasılmıyor mu bedenin ben yok olup giderken,melonkolide savaş veririken..
          Yazmaman gereken en tutkulu şeydin aslında, en bişeydin, bilemedim yine ne olduğunu..dönüp dönüp arkama soruyorum sana hep yine yeniden en bastan, utanmiyormusun alıp başını gidiyorsun diye kendime, böyle pişkin pişkin yaşıyorsun, alnıma diziyorsun kurşuni gölgeni..yasamak lazım simdi doyasıya günü, artık sormanın vakti değil gibi neden böyle sebepsiz bekleyişler..
          Ben zanettimki bir yarin sonra ertesi günden bitecek bekleyişler artık, yazılacak hiçbir satir kalmayacak yazılacak zihnimde anılması keder savuran..ben dedim kendi kendime çoğu kez ucu yok bucağı yok bu sonsuzluğun ne ben dinledim aslında neyse ki nede sen..utanıp erken gelirsin diye saymadimda günleri kaç yıl oldu bilmem.ama sen bilmeden benim günlerim zayi olurken en körpe yıllarımda..utanmamayı yediremediğim için kendime, yedirdiğim için yada, gitmiş gibi yaptım kendimi kendine..salmış gibi yaptım kendimi kendime..
           Hiçbir faydası yok aldatmaların kendini..ben biliyorum nasıl olsa bir gün bir tren garında bulacaksın kendini,batinin en kalabalık şehirlerinden birine bir gün yol alırsın elbet.kahverengiye benzer kederlerinde olsun isterim üstüne ustuk..isterim çünkü sen alıp başını giderken, alıp başını sayarken geceleri inadına yalnız başına…ben kaybolup gidiyorum beni tut yada tutamazsın,çünkü yaşamayı öğrendim, yaşayabilirim heran beklemeksizin ve bekletmeksizin, seni iken biz…

    KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN SANA